Livaneli Sahnesi etkileyici oyunları, kaçırmak istemediğimiz sezonun yepyeni performanslarını ağırlamaya devam ediyor. Uzun zamandır “mutlaka gör” listemde bekleyen “Herkesin Bildiği Sırlar” geçtiğimiz günlerde Bodrum turnesi yaptı ve Ortakent’in sanat üssü Inspera’da sergilendi. Gelin, evliliklerinin ardından tüm sırlarını tek geceye sığdırmaya çalışan karakterlerin arkasından konuşalım azıcık…
Ferhan Şensoy ve Sezen Aksu’nun 80’li yılların sonunda çektiği Büyük Yalnızlık filminden sahneye uyarlanan oyun, biten bir evliliğin ardından çiftin taşınma aşamasındaki evlerinin salonunda geçiyor. İçi eşya dolu koliler, streçlenmiş mobilyalar, rulo yapılmış ve gitmeyi bekleyen halılar. Bu ambiyans zaten daha ön oyunda bile huzursuzluk tohumlarını üzerimize boca ediyor. Öyledir ya, yıllarca size yuva olmuş bir ev, kutularla kolilerle toparlanınca aniden soğur; uzaklaşır, yuva değil orası artık bir daire olur. İşte tam da bu duyguyla başlıyor oyun. Kutular yalnızca içindeki eşyaları değil; geçmişin izlerini ve saklı kalmış anıları da gizliyor çünkü. Ve siz izleyici koltuğunda tedirgin bir bekleyişe geçiyorsunuz.
Kadın, erkek, toplumsal cinsiyet rolleri, aile kavramı ama en çok da kimlik üzerinden pek uzun süren inişli çıkışlı bir sohbet üzerine kurulu oyun. Yönetmen Edip Tepeli’nin 35 yıl önce yazılmış bu metni akıllıca tasarımlarla ve son derece cesurca günümüze çektiğine şahit oluyoruz. Hem oyuncuların hem de yönetmenin bu seyirlikte seyircinin bol bol tetikleneceğini tahmin etmeleri zor değil. Muhtemelen bu yüzden gerilimin doruk yaptığı anlarda ani ama incitmeyen geçişlerle stres unsurunu azaltmaları ve oyunu tıpkı bir lunapark treni gibi karın ağrısı bol, tatlı heyecanı yüksek bir yolculuğa sokmaları alkışa değer.
Oyundaki karakterlerin adının olmaması ise onlarla yoğun empatiye geçmeniz konusunda itici güç olmuş. Aslında bu noktada oyuna cinsiyetsiz bir yerden bakmak ve bunu bitmiş bir evlilik sonrası sohbeti olarak değil de içinden çıkmakta zorlandığınız herhangi bir ilişki gibi görmek de mümkün.
Az miktarda olan ve seyrek biçimde yükselen eril diyalogları ve birkaç yerde düşülen tekrarları saymazsak Herkesin Bildiği Sırlar son derece iyi kotarılmış, tüm eylemsizliğine rağmen akıcı ve tansiyonu kaybettirmeyen bir oyun olmuş. Elbette Ayşecan Tatari ve Emir Çubukçu’nun iki zıt karakterin ritmini tereyağından kıl çeker gibi oturtmalarının da bu başarıda payı büyük. Basit ama etkileyici dekorun hikayenin ağırlığını arttırmasına ek olarak Sevda Deniz Karali imzalı şarkılarla dramatik etkinin ufak dokunuşlarla nasıl şahlanabileceğine yakından şahit oluyoruz.
Bir soruyla bitireyim Herkesin Bildiği Sırlar’ı konuşmayı. Ama soruyu soran ben değilim, tanıtım metninden bir alıntı yapacağım. Üzerinde düşünmeye ve hatta tartışmaya oldukça değer bence. Oyunu izlemiş olsanız da olmasanız da…
“Aşk, aşık olmak bittikten sonra geriye kalandır” der Doktor Iannis, Corelli’nin Mandolini’nde. Peki, aşık olmak bittikten sonra geriye kalan, kafamızdaki aşk fikrine uymazsa?”